22 Eylül 2016 Perşembe
TARIK AKAN
Kahramanımız geldiyse kötü adamları yeneriz!”
SONER YALÇIN’IN BUGÜN ARAMIZDAN AYRILAN TARIK AKAN İLE İLGİLİ 2 EYLÜL TARİHLİ KÖŞE YAZISI
Bizim kuşak…
Yani 1960'lı yıllarda Anadolu'da doğanlar “sinema kuşağı”dır.
Taşra dışındaki dünyayı sinemada gördük biz.
Sinemaya gitmek bir törendi. Biletler bir gün önceden alınırdı. Banyo yapılırdı ve annem elimizden tutar o büyülü dünyaya götürürdü.
Film başlar başlamaz, kahramanımızın yanında kimler olduğunu merakla beklerdim.
Yeşilçam'ın “babacan karakterleri” bizden yana olurdu hep; Cevat Kurtuluş, Necdet Tosun, Sami Hazinses, Nubar Terziyan, Hulusi Kentmen, Münir Özkul…
Karşımızda olanlar ise korkutucuydu. Yeşilçam'ın bu “kötü adamlarından” kim korkmazdı ki: Hüseyin Baradan, Önder Somer, Erol Taş, Bilal İnci, Hayati Hamzaoğlu…
Çocuk aklımla her seferinde, “bu kötü adamlar yenilebilir mi” diye düşünürdüm.
Filmin kahramanına güvenirdim:
“Ne olursa olsun biz yeneceğiz” derdim içimden.
Rahmetli annemle gittiğim filmlerin sadece bazı sahnelerini hatırlıyorum; kahramanın “kötü adamları” yendiği kareler!..
Ve o yıllar…
1970'li yılların başında mahallede bir laf çıktı:
Ağabeyim artist olmuştu!
Mühendis olması için İstanbul'a gönderilen ağabeyim artistliği mi seçmişti? Babam kızdı; annem gülümsedi; mahalleli bayram etti; havamdan geçilmedi bir-iki hafta.
Talihsizlik. Mesele kısa zamanda anlaşıldı:
Beyaz perdede görünen kişi ağabeyime çok benzeyen Tarık Akan idi!
O masalsı çocuk günlerimden beri, benim kahramanım hep Tarık Akan oldu…
Oyunculuktan sanatçılığa
Şöhret, artistler için en tehlikelisidir.
Şöhret, sinsidir ve yumuşacık rahatlığıyla kişiyi esir alıp çevresini sınırlarla kuşatır.
Tarık Akan, kendini kuşatan şöhreti, 1970'li yılların sonunda şöhretin gizemli kelepçesini kırıp attı.
O artık…
Havai fişek gibi kısa sürede parlayıp sönen artistlerden olmayacaktı.
O artık…
Yeşilçam'ın yakışıklı jönü değil…
Salon filmlerinin oyuncusu değil…
Sinema sanatçısı olmak istiyordu.
Haksızlıklara uğrayarak acı çeken yoksul halkın dramını beyaz perdeye taşıyan sanatçılardan olmak istiyordu.
Hayali değil, toplumsal gerçeği beyaz perdeye aktarmak istiyordu.
Hakim ideolojiye yenik düşerek dönemi kutsayan değil; zamana karşı çıkan sinema yapmak istiyordu.
Ve böylece bu düzeni değiştirmek isteyen sanatçılar kervanına katılarak yola çıktı. Fakat…
Biliyordu ki: Türkiye'de oyunculuk kolay.
Biliyordu ki: Türkiye'de sanatçı olmak zor.
Tarık Akan bu bilinçle halkın sanatçısı oldu.
Bu nedenle… Bir buçuk yıl kimse kapısını çalmadı; iş vermedi. “Aç kalacaksın, bizim dediğimizi yapacaksın” dediler. Direndi. Taksicilik yaptı.
Türkiye'de oluk oluk kan akarken; elinde içkiyle şömine karşısına geçip genç kızlara kur yapan zengin jön olmayı reddetti.
Yavuz Özkan ve Cüneyt Arkın'la elbirliği yapıp “Maden” filmiyle Yeşilçam'ın ambargosunu deldi. Film, hasılat rekoru kırdı.
Evet: Tarık Akan Yeşilçam'ı yendi.
Kuşkusuz… Sanatçının tek engeli Yeşilçam değildi.
Türkiye'nin gerçek sanatçılarıyla aynı kaderi paylaştı:
Zincire vuruldu. İşkence gördü. Hapis yattı. “Vatan hainliğiyle” suçlandı.
Ancak serinkanlı dik duruşundan hiç taviz vermedi.
Şöhrete yenilmediği gibi…
12 Eylül 1980 askeri darbesinin zulmüne de boyun eğmedi.
Büyüklük ve kalıcılık getirdi bu yiğitlik ona. Böylece…
Sanatından taviz vermeyen devrimci yücelik mertebesine ulaştı…
Yenilecek kötü adamlar
Tarih: 12 Aralık 2012.
Odatv Davası'ndan 22 aydır Silivri zindanındayım.
Koğuş arkadaşlarım Ergenekon duruşmasına gitti. O gün savcı esas hakkında mütalaasını verecekti.
Kimi haber kanalları duruşma önünden canlı yayın yapıyordu. Türkiye'nin farklı yerlerinden binlerce insan mahkeme salonu önüne gelmişti. Jandarma duruşma salonuna girmelerini engellemek için halka tazyikli su sıkıyor; cop kullanıyordu.
Televizyon canlı yayınında mı; yoksa bir gün sonra çıkan gazetelerde mi gördüm; bugün tam anımsayamıyorum. Gördüğüm şuydu:
Kalabalığın en önünde Tarık Akan vardı; ve eliyle barikatları yıkmaya çalışıyordu!
Hiç unutmam. Unutamam…
Çocukluğumda film seyrederken söylediğimi tekrarlarken buldum kendimi; “kahramanımız geldiyse kötü adamları yeneriz!”
Tarık Akan tüm kumpas mağdurlarının sessiz çığlığının duyurulması için çok çalıştı.
Bu nedenle medyada hakaretlere uğradı.
Bu nedenle hukuki soruşturmalarla sindirilmek istendi.
Tarık Akan'ı kimi şöhrete yenik düşmüş oyunculardan sanıyorlardı! Oysa…
O; işsizliği, açlığı, cezaevi hücreleri gibi nice baskıları göğüsleyen bir devrimci sanatçıydı.
İnadına; hep acı çekenin yanında durdu.
Tarık Akan ile hayatımda sadece bir kez yan yana geldim; hapisteki Balyoz mağduru subaylara gönderilen destek mektuplarından oluşan “Er Mektubu Görülmüştür” kitabının imza gününde.
Kitabı hapisteki subaylar adına biz; gazeteciler, sanatçılar, subaylar imzaladık.
Tarık Akan imzacılardan biri olarak oradaydı.
Beni görmesiyle kucaklaması bir oldu; yazılarıma iltifat etti. O sözler -inanın abartmıyorum- hayatımda aldığım en büyük ödüldü. Demek kahramanımın takdirini kazanmayı başarmıştım! Nasıl bir çocuk gibi mutlu oldum anlatamam…
Ve:
Geçen hafta Tarık Akan'ın hasta olduğu haberini aldım.
İçimden dedim ki, kahramanım bunu da yenecektir. Biliyorum.
Bizi bırakıp gitmez. Direnir; kazanır. Çünkü…
Daha yeneceği “kötü adamlar” var!
Soner Yalçın / 02.09.2016
Kahramanımız geldiyse kötü adamları yeneriz!”
SONER YALÇIN’IN BUGÜN ARAMIZDAN AYRILAN TARIK AKAN İLE İLGİLİ 2 EYLÜL TARİHLİ KÖŞE YAZISI
Bizim kuşak…
Yani 1960'lı yıllarda Anadolu'da doğanlar “sinema kuşağı”dır.
Taşra dışındaki dünyayı sinemada gördük biz.
Sinemaya gitmek bir törendi. Biletler bir gün önceden alınırdı. Banyo yapılırdı ve annem elimizden tutar o büyülü dünyaya götürürdü.
Film başlar başlamaz, kahramanımızın yanında kimler olduğunu merakla beklerdim.
Yeşilçam'ın “babacan karakterleri” bizden yana olurdu hep; Cevat Kurtuluş, Necdet Tosun, Sami Hazinses, Nubar Terziyan, Hulusi Kentmen, Münir Özkul…
Karşımızda olanlar ise korkutucuydu. Yeşilçam'ın bu “kötü adamlarından” kim korkmazdı ki: Hüseyin Baradan, Önder Somer, Erol Taş, Bilal İnci, Hayati Hamzaoğlu…
Çocuk aklımla her seferinde, “bu kötü adamlar yenilebilir mi” diye düşünürdüm.
Filmin kahramanına güvenirdim:
“Ne olursa olsun biz yeneceğiz” derdim içimden.
Rahmetli annemle gittiğim filmlerin sadece bazı sahnelerini hatırlıyorum; kahramanın “kötü adamları” yendiği kareler!..
Ve o yıllar…
1970'li yılların başında mahallede bir laf çıktı:
Ağabeyim artist olmuştu!
Mühendis olması için İstanbul'a gönderilen ağabeyim artistliği mi seçmişti? Babam kızdı; annem gülümsedi; mahalleli bayram etti; havamdan geçilmedi bir-iki hafta.
Talihsizlik. Mesele kısa zamanda anlaşıldı:
Beyaz perdede görünen kişi ağabeyime çok benzeyen Tarık Akan idi!
O masalsı çocuk günlerimden beri, benim kahramanım hep Tarık Akan oldu…
Oyunculuktan sanatçılığa
Şöhret, artistler için en tehlikelisidir.
Şöhret, sinsidir ve yumuşacık rahatlığıyla kişiyi esir alıp çevresini sınırlarla kuşatır.
Tarık Akan, kendini kuşatan şöhreti, 1970'li yılların sonunda şöhretin gizemli kelepçesini kırıp attı.
O artık…
Havai fişek gibi kısa sürede parlayıp sönen artistlerden olmayacaktı.
O artık…
Yeşilçam'ın yakışıklı jönü değil…
Salon filmlerinin oyuncusu değil…
Sinema sanatçısı olmak istiyordu.
Haksızlıklara uğrayarak acı çeken yoksul halkın dramını beyaz perdeye taşıyan sanatçılardan olmak istiyordu.
Hayali değil, toplumsal gerçeği beyaz perdeye aktarmak istiyordu.
Hakim ideolojiye yenik düşerek dönemi kutsayan değil; zamana karşı çıkan sinema yapmak istiyordu.
Ve böylece bu düzeni değiştirmek isteyen sanatçılar kervanına katılarak yola çıktı. Fakat…
Biliyordu ki: Türkiye'de oyunculuk kolay.
Biliyordu ki: Türkiye'de sanatçı olmak zor.
Tarık Akan bu bilinçle halkın sanatçısı oldu.
Bu nedenle… Bir buçuk yıl kimse kapısını çalmadı; iş vermedi. “Aç kalacaksın, bizim dediğimizi yapacaksın” dediler. Direndi. Taksicilik yaptı.
Türkiye'de oluk oluk kan akarken; elinde içkiyle şömine karşısına geçip genç kızlara kur yapan zengin jön olmayı reddetti.
Yavuz Özkan ve Cüneyt Arkın'la elbirliği yapıp “Maden” filmiyle Yeşilçam'ın ambargosunu deldi. Film, hasılat rekoru kırdı.
Evet: Tarık Akan Yeşilçam'ı yendi.
Kuşkusuz… Sanatçının tek engeli Yeşilçam değildi.
Türkiye'nin gerçek sanatçılarıyla aynı kaderi paylaştı:
Zincire vuruldu. İşkence gördü. Hapis yattı. “Vatan hainliğiyle” suçlandı.
Ancak serinkanlı dik duruşundan hiç taviz vermedi.
Şöhrete yenilmediği gibi…
12 Eylül 1980 askeri darbesinin zulmüne de boyun eğmedi.
Büyüklük ve kalıcılık getirdi bu yiğitlik ona. Böylece…
Sanatından taviz vermeyen devrimci yücelik mertebesine ulaştı…
Yenilecek kötü adamlar
Tarih: 12 Aralık 2012.
Odatv Davası'ndan 22 aydır Silivri zindanındayım.
Koğuş arkadaşlarım Ergenekon duruşmasına gitti. O gün savcı esas hakkında mütalaasını verecekti.
Kimi haber kanalları duruşma önünden canlı yayın yapıyordu. Türkiye'nin farklı yerlerinden binlerce insan mahkeme salonu önüne gelmişti. Jandarma duruşma salonuna girmelerini engellemek için halka tazyikli su sıkıyor; cop kullanıyordu.
Televizyon canlı yayınında mı; yoksa bir gün sonra çıkan gazetelerde mi gördüm; bugün tam anımsayamıyorum. Gördüğüm şuydu:
Kalabalığın en önünde Tarık Akan vardı; ve eliyle barikatları yıkmaya çalışıyordu!
Hiç unutmam. Unutamam…
Çocukluğumda film seyrederken söylediğimi tekrarlarken buldum kendimi; “kahramanımız geldiyse kötü adamları yeneriz!”
Tarık Akan tüm kumpas mağdurlarının sessiz çığlığının duyurulması için çok çalıştı.
Bu nedenle medyada hakaretlere uğradı.
Bu nedenle hukuki soruşturmalarla sindirilmek istendi.
Tarık Akan'ı kimi şöhrete yenik düşmüş oyunculardan sanıyorlardı! Oysa…
O; işsizliği, açlığı, cezaevi hücreleri gibi nice baskıları göğüsleyen bir devrimci sanatçıydı.
İnadına; hep acı çekenin yanında durdu.
Tarık Akan ile hayatımda sadece bir kez yan yana geldim; hapisteki Balyoz mağduru subaylara gönderilen destek mektuplarından oluşan “Er Mektubu Görülmüştür” kitabının imza gününde.
Kitabı hapisteki subaylar adına biz; gazeteciler, sanatçılar, subaylar imzaladık.
Tarık Akan imzacılardan biri olarak oradaydı.
Beni görmesiyle kucaklaması bir oldu; yazılarıma iltifat etti. O sözler -inanın abartmıyorum- hayatımda aldığım en büyük ödüldü. Demek kahramanımın takdirini kazanmayı başarmıştım! Nasıl bir çocuk gibi mutlu oldum anlatamam…
Ve:
Geçen hafta Tarık Akan'ın hasta olduğu haberini aldım.
İçimden dedim ki, kahramanım bunu da yenecektir. Biliyorum.
Bizi bırakıp gitmez. Direnir; kazanır. Çünkü…
Daha yeneceği “kötü adamlar” var!
Soner Yalçın / 02.09.2016
Tarık Akan'ın son mesajı: Mücadele hiç bitmeyecek
Tarık Akan 7 Eylül'de düzenlenen Yılmaz Güney'i anma gecesinde yapılan
telefon görüşmesinde "Mücadele hiç bitmeyecek" mesajını vermişti.
Yakalandığı kanser hastalığı sonucu yaşamını yitiren
sinemanın usta ismi Tarık Akan, Adana'da Çukurova Belediyesi tarafından 7
Eylül'de düzenlenen Yılmaz Güney'i anma gecesinde yapılan telefon görüşmesinde
"Mücadele hiç bitmeyecek" mesajını vermişti.
Tarık Akan, 9 gün önce Adana'da Çukurova Belediyesi
tarafından Orhan Kemal Kültür Merkezi'nde düzenlenen Yılmaz Güney'i anma
gecesine katılmayı çok istemiş, ancak rahatsızlığı nedeniyle katılamamıştı.
Tedavi gördüğü hastaneden, Yılmaz Güney'i Anma Etkinliği'ne telefonla bağlanan
Akan'ın konuşması, salonda duygusal anların yaşanmasına neden olmuştu.
Görüşme sırasında usta sinemacı Tarık Akan, Yılmaz Güney'in
bir efsane olduğunu ifade edip eşi Fatoş Güney'den mücadelesini sürdürmesini
istemişti. Fatoş Güney ise, "Tarık sen bizim canımızsın ve iyileşeceksin,
yine güzel işler yapacaksın" demesi üzerine Akan, "Mücadele hiç
bitmeyecek" karşılığını vermişti.
Tarık Akan'ın Adana için ayrı bir yeri olduğunu ifade eden
Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, "7 Eylül akşamı yüzlerce Adanalıyla
birlikte kendisini yüreklerimize misafir etmiştik. Yılmaz Güney'i andığımız
geceye bedeni gelememiş ama sesiyle "Geldim, oradayım" demişti.
Kaybımız büyük. O hep anıları ve yaptıklarıyla yaşayacak. Başımız
sağolsun" diye konuştu.
19 Eylül 2016 Pazartesi
Dev
çınar TARIK AKAN ve ARİF KESKİNER abi, Osmaniye müze yerinin (
Eski valilik binası) değişmemesi için Vali Cerrah'la görüşmeye
gelmişlerdi.Bu vesileyle misafirim oldu Apartmanımda açtığım fotoğraf sergime
bayılmıştı. O gece eğlence doruklara çıktı.Tarık Akan bizim
kadınları görüp dinleyince; BU ÜLKEYE ŞERİAT GELMEZ demişti
hiç unutmuyorum.
Ruhun şad olsun koca adam; ışıklar içinde yat.
Ali Murtaza Doğan, 16.09.2016
Ali Murtaza Doğan, 19.09.2016
Bir gün telefonum çaldı karşımdaki "Ali Murtaza, ben Tarık Akan" dedi. "Halet (Çambel, Prof. Dr.) ablayla ilgili bir belgesel çekeceğiz, onun yaşadığı yerle ilgili bize çekim yapar misin?" dedi. Elimde kaliteli makina yok abi, dedim. "Öyleyse ben sana bir kameraman yollayacağım; ona yardımcı olur musun?" dedi. Tabii ki olurum abi, dedim. O günden sonra kameraman da gelmedi; Tarık Akan'dan da haber çıkmadı. Meğer hastalığı nüksetmiş. Anlayacağınız Tarık Akan' ın hastalanmadan önceki son projesi bir HALET ÇAMBEL belgeseli çekmekti. Bu da böyle biline.
Ali Murtaza Doğan, 19.09.2016
Usta’ya veda…
19.09.2016 09:31
Türk sinemasının muhalif kimliği ile bilinen usta oyuncusu Tarık Akan dün düzenlenen törenin ardından son yolculuğuna uğurlandı. Usta’yı on binler uğurlarken sanatçı dostları da yalnız bırakmadı.Zeynep Kuray'ın Birgün'deki Cenaze törenlerini anlatan güzel yazısı için teşekkür ediyoruz. Cenaze töreni resimleri ve yazının devamı için aşağıdaki adrese bakınız:
http://www.birgun.net/haber-detay/usta-ya-veda-128544.html
Yüz binler cenazeye katılmak için yollara dökülmüştü. Volkan patlayacak gibi, büyük deprem olacak gibi! İnsanlar öfke dolu, suskunluğa son der gibiydiler. Arif Abi (Keskiner) oradaydı, Rutkay Aziz oradaydı, Tarık Akan'ın birçok sanatçı dostu oradaydı. Sınırlı sayıda insan mezarlığa alındı. Tarık Akan'ın sağlığındaki, Yurdumuzu dönüştürmeye çalışanlara karşı duruşu gibi, dışarıdaki yüz binler; "Türkiye laiktir, laik kalacak" diye, hep bir ağızdan bağırıyordu. İşte bu potansiyeli bir araya getirecek cumhuriyetçi, devrimci, yurtsever, Sosyal Hukuk Devleti nitelikleri taşıyan siyasi oluşuma ihtiyaç var. Ekonomik, sosyal ve siyasal alanda Atatürk'ün çizgisinde bir siyasi oluşuma ihtiyaç var! Mezarlığa girebilen sınırlı sayıdaki insanların arasındaydım. Oğlum ile dünürüm içeriye giremediler. Mezarlığa alınan tabuta omuz verdim, birkaç kürek toprak attım, Allah rahmet etsin Tarık Akan'a. Çocuklarına ve sevenlerine sabırlar diliyorum.
TARIK AKAN’A GÖNÜL BORCUYLA
![]() |
| 27 Ocak 2010 Osmaniye Öğretmenevi Bahçesinde (Tarık Akan'ın sağındakiler Halil Çelikkıran, Umur Gürsoy ve Arif Keskiner) |
Sevgili Arkadaşlar,
Osmaniye Kastabala Çevre ve Müze Platformlarımızın eylemli destekçisi, iyi insan, iyi sanatçı, Atatürk, Nazım Hikmet ve İlhan Selçuk'un sevdalısı sevgili Tarık Akan'ı 16 Eylül 2016 tarihinde kaybettik.
Osmaniye Kastabala Çevre ve Müze Platformlarımızın eylemli destekçisi, iyi insan, iyi sanatçı, Atatürk, Nazım Hikmet ve İlhan Selçuk'un sevdalısı sevgili Tarık Akan'ı 16 Eylül 2016 tarihinde kaybettik.
Tarık Akan, 27 Ocak 2010 Osmaniye'ye gelerek Müze binamızın
yıkılmaması ve Kastabala Antik kenti üzerine yapılmak istenen çimento
fabrikasına karşı yürüttüğümüz mücadelemizin paneline ve toplantılarına
katılmış, platformlarımıza görüşme randevusu vermeyen
dönem valisi Celalettin Cerrah'a durumu anlatmak için görüşme talep edip baskın
biçiminde, TV kadını Müge Anlı’nın bir ilköğretim okulunda açtığı anaokulu törenine gelen
vali ile görüşmüş; sesimizi yüksek sesle iletmişti. bkz. OSMANİYE KASTABALA
ÇEVRE PLATFORMU (http://kastabala80.blogspot.com.tr/)
Toprağı bol olsun.
Tarık Akan hakkında düşüncelerini yazmak, anılarını
paylaşmak isteyenler bu adresteki mücadelemizin bloğu olan http://kastabala80.blogspot.com.tr/ adresindeki
Tarık Akan yazılarımıza yorum yollayarak kendisini yazı ve resimlerle anabilirler.
Arif Keskiner ağabeyimizin can dostu olan Tarık Akan
için kendisini rahatsız etmemek ve yoğun telefon trafiğinde yormamak için aramadım;
buradan başın sağ olsun diyorum.
Hepimizin ve Osmaniyeli çevrecilerin başı sağ olsun.
Umur Gürsoy, 19.09.2016
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




