31 Ekim 2009 Cumartesi

KAvŞak YAPALIM DERKEN PARK VE MÜZE ÇIKARMAK


Yıkmak insana yapmak gibi kıymet mi verir?
Onu en çulpa herifler de emin ol becerir

Sade sen gösteriver “İşte budur kubbe” diye
İki ırgatla iner Süleymaniye

Ama gel, kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım, yeniden bir de Sinan.

M. Akif Ersoy


22 Ekim 2009'da yayınladığımız basın açıklamamızda belirtildiği gibi son günlerde Osmaniye önemli bir olumsuzlukla karşı karşıya. Dönel kavşak düzenlemeleri ile birlikte kentin en önemli kültür kurumlarından biri olan ve eski Osmaniye kaymakmlığı ve valiliği binası olan Osmaniye Müzesinin binası Sağlık Müdürlüğüne Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine ek bina olarak devredildiğine dair duyumlarımız var.Bu konuyu Cumhuriyet Bayramı nedeniyle yeni sayısı çıkan Osmaniye Atatürkçü Düşünce Derneği'nin yayın organı Atatürkçü Düşünce Gazetesini Çevre ekinde bir kaç yazı ile irdeledik.Halil Çelikkıran arkadaşımız da gazetenin kendisinde bir yazı ile Çimento fabrikasındaki mankeme kararını anlatan bir yazı yazdı. Antalya'dan arkadaşımız Prof. Dr Bilgin Derin hemşehrimiz, M. Emin Uzman ve Halk sağlığı uzmanı olduğu kadar Türkiye'nin önde gelen çevre koruma yazar ve eylemcilerinden Dr. Umur Gürsoy'un yazılarını sizlerle paylaşıyoruz.

BAŞKAN KARA DELİĞE DÜŞTÜ




Umur GÜRSOY



Evrendeki en yoğun cisim olan ve ne ışık ne madde; bütün gaz, bulut, göktaşları hatta dev yıldızları emecek kütle çekim gücüne sahip ve çok yoğun oldukları için gözle görülmeyen ve sadece kara bir delik olarak beliren gök cisimlerine “Kara Delik” deniyor.



Bu tanım ve özelliklere uyan, her şeyi kendine çekip yok eden, başkalarına yaşam hakkı veya geçiş hakkı tanımayan, ama sonuçları bilinemeyen durum veya konular diğer bilim ve sosyal olaylarda ise “Kara Delik Teorisi” olarak adlandırılıyor. Örneğin otomobil ve karayolu ulaşımı merkezli, otoyollarla desteklenen ulaşım tasarımında tüm dünyada Kara Delik Teorisi diye adlandırılan beş gelişim evreli bir kısır döngü vardır: 1) Yapılan yollar bir zaman sonra artan nüfus ve araba sayısı nedeniyle tıkanır; 2) (Oto)yol yapımıyla birlikte trafiğin ve trafikteki araç sayısının kapasitesinin büyümesi; 3) Her yere genişleyen yollar ve otobanlarla kolayca gidildiği için kentin yayılım alanının büyümesi; böylece otomobile ayrılacak yeni alanların ortaya çıkması; 4) Otomobille yapılan yolculuklar ile bu yolculukların sürelerinin artması; 5) Ulaşımdaki geçici rahatlama nedeniyle artan otomobil sayısındaki artışa bağlı yeni oluşan yol tıkanıklıkları.



Otomobil ve motorlu taşıt merkezli karayolu taşımacılığı, yoksullar, kadınlar, özürlüler, çocuklar, yaşlılar ve genelde bütün yayalar ve bisikletliler için eşitsizlikler ve tehlikelerle doludur. Otomobiller ve onun yolları, otoparklar, benzin istasyonları vb gibi ikincil etkilerinin belirlediği yaşam, kentlerdeki çoğu kamunun malı ve kullanımında olan kentsel mekânlar ve arazileri büyük bir çoğunluğu yaya olan bu kesimin aleyhine işgal eder. İngiltere ve ABD’de yapılan iki araştırmada havaya salınan gaz emisyonları; yollara verilen zarar ve trafik kazalarının maliyetinin, sürücülerin ödediği vergilerin üç katı olduğunu ortaya çıkarmıştır.



Başkan Kara’nın düştüğü Kara Delik işte bu ‘Kara Delik’tir. Postane kavşağını rahatlatsa otogar ve belediye kavşağı sıkışacaktır. Aksine trafiğin görece rahatlaması Osmaniyelileri daha çok otomobil kullanmaya itecek ve belediyenin önündeki ve kentin içindeki birbirine paralel Palalı Süleyman ve Atatürk Caddelerinde trafik yürünmez hale gelecektir.



Başta Başkan Kara’dan ve bu kenti yönetenlerden: Çevre yollarını kullanmayı teşvik eden veya zorlayan önlemler almalarını, düğün salonlarının ve süpermarketlerin ve otogarın derhal kent dışına çıkarılmasını; Otogar kavşağının kapatılmasını; binalara otopark zorunluluğunun yaşama geçirilmesini, motorlu araçların belli saatlerde girişinin yasaklandığı alış veriş caddeleri, bisiklet yolları ile motorlu araçların hiç girmeyeceği yeşil yürüyüş yolları yapmalarını talep ediyoruz. O zaman kimse arabasına gereksinim duymayacağından şehir trafiği sadece toplu taşıma araçlarına ve gerçek ihtiyaç sahiplerinin otomobillerine kalacak ve trafik kara deliğe düşmeksizin rahatlayacaktır. Sadece motorlu araç trafiği mi? Çocuklar, yaşlılar, bebekler, hastalar, kadınlar ve yoksullar da rahatlayacaktır. Şişman ve hareketsiz bireyler için sağlıklı yürüyüş ve bisiklete binme olanakları çoğalacaktır. Yeşil yürüyüş ve alışveriş caddeleri kente ve insanlarına sağlık ve canlılık getirecektir.

MEMLEKETE NASIL BAKILIR?


M. Emin UZMAN


Vali ve belediye başkanları için sınıf geçme sorusu: Yönettiğiniz kente nasıl bakarsınız?
a) Miras kalmış mal gibi
b) Kullan at mendil gibi
c) Çocuğunuz gibi
d) Baba yurdu gibi
e) Çocuklarımızın ve torunlarımızın emaneti gibi


Biz en doğru yanıtın sonuncusu olduğunu düşünenlerdeniz. Ünlü şair ve mimar Cengiz Bektaş “… bütün anıtlarımız, bu sokaklar gibi, bu alanlar gibi, bu kentler gibi sizin değil. Evler bile sizin değil! Hayır, şu anıt olanları söylemiyorum… İçinde oturduğunuz ev için söylüyorum; o bile sizin eviniz değil… Bırakın sizin olmasını, ‘ev’ bile değil çünkü… Siz ona eviniz gözüyle bakmıyorsunuz ki… Mal gözüyle bakıyorsunuz... “ diyor.


Valiler gider; başkanlar kalır.


Başkan Kara Osmaniyeli. Önceki başkan Çuhadar da Osmaniyeli idi. Ondan öncekiler de. Belki kökenleri Darendeli, Maraşlı olanlar da vardı, ama belediye başkanlarının hepsi Osmaniye’yi çocuklarını doğurdukları, büyüttükleri ölülerini gömdükleri ata değilse bile baba yurdu edinmişlerdir. Üstelik Osmaniyelilerin oyları ile seçilmiştirler ve her seçim döneminde Osmaniyeliye hesap vermek zorunda kalırlar. Başkanlığı devrettikten sonra da hemşerileri arasında yaşamak ve onların yüzüne bakmak zorundadırlar.


Valiler ve kaymakamlar böyle değildirler ve istisnalar kaideyi bozmaz, ama yönetici oldukları şehre memleketleri gibi bakmazlar. Osmaniye’nin 5. ve polis kökenli ilk valisi olan Sayın Cerrah, Konya Akşehirlidir. Ondan öncekilerin biri daha Konyalı, biri Çorumlu, biri Kocaelili, bir diğeri de Erzurumlu idi.


Çoğu valiler şehre ‘mal’ gibi bakarlar. Onu yükselme basamaklarında üstüne basacakları bir basamak olarak kullanırlar. Çoğunun prestij ve amirlerinin gözüne girme projeleri vardır ve öncelik memleket değil kendileridir. Ama ağızlarında bir ”memleket” lafıdır gider.


Nereden mi biliyorum: “Osmaniye’nin ilk valisi Karahan, prestij projesi olan Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi’ni Osmaniye’nin yıl boyu en çok esen (hâkim) rüzgar yönüne yaparken; Kemelek, onun eserinin sınırlarını Toprakkale’ye ve Tüysüz Köyüne daha da yaklaştırıp orta ölçekli organize sanayi bölgesi olarak ruhsatlandırılmış olmasına rağmen içine üç adet ağır sanayi yatırımı yapılmasına izin verirken; yeni valimiz ise belki danışmanlarının ve il müdürlerinin yanlış bilgilendirmesinden ve iyi düşüncelerle Müze binamızı Ağız ve Diş Sağlığı merkezine devreden; müzenin bahçesini de tören alanı yapan imzaları atarken hiç içleri sızlamamıştır”.
Oysa Sayın Cerrah’ın, uzun yıllar çalıştığı, gerek Sivas’ta Dünya Mirası listesinde girmiş Divriği Ulu Camii, gerekse İstanbul Arkeoloji Müzesi görgüsüne sahip olduğunu düşünüyoruz. Sayın Cerrah’tan henüz kazılmamakla birlikte her yeri tarih kaynayan ve bu nedenle çok geniş bir müze binası ve bahçesine pek yakın tarihte gereksinim duyacak Osmaniye’nin müze binasını; koltuk derdindekilerin küçük ilçe şovenizmi oyunlarına kurban ettiğini anlamasını bekliyoruz. Sağlık binaları kentin her yerinde olabilir, ama kent müzeleri gayet özellikli, geniş bina ve geniş bahçeler gerektirirler. Göz önünde olmaları ile gerek yerli ve gerekse yabancı turistlerin ilgisini çekecek, merkezi yerlerde olmalıdırlar.


Osmaniye’nin, İstasyon Caddesinde Baro lokali olarak kullanılan bina dışında dönem filmi çekilecek kentsel mekânı ve peyzajı neredeyse kalmamıştır. Eski parkının ve eski valilik binalarının bulunduğu bahçe içindeki kamu dairelerinin bu bakış açısıyla da korunması, Cumhuriyetin orta dönemiyle, ilçe Osmaniye’sini temsil eden mimari ve yeşil alanlar olarak gelecek kuşaklara aktarılması gerekirken son yaşananlar, valiler için düşüncelerimi doğrular niteliktedir. Başkan Kara ise kendinden bekleneni maalesef henüz vermemiştir.


Eğer mahkemesi zaman aşımından düşmedi ise İl Özel İdaresi İşhanı yapmak için yıkılan Cebel-i Bereket vali lojmanı binasını İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi Osmaniye Müzesinin tarihi bir giriş kapısı olarak kullanma şansını da Osmaniye, kamu vicdanında olsun henüz yitirmemiştir. Buna inanıyorum.

KENTİN ÜÇ DÜŞMANI




Prof. Dr. Bilgin Derin
Şehir Ekolojisi Uzmanı



Ormancılık Haftasının işlendiği derste, öğretmen Osmaniyeli öğrenciye sorar: “Ormanın üç düşmanını say bakalım”. Yanıtı hepiniz bilirsiniz: “Macıklar, Tekerekler, Alibekirliler”. Bilmem doğru bilmem yanlış; Osmaniye’de bu fıkra, sülâlelerden bir veya ikisinde kimi zaman değişiklik yapılarak hâlâ anlatılır.



2009 yılına göre Osmaniye’nin kuruluş yaşı: Derviş Paşa yönetimindeki Fırka-i Islahiye’nin dağlardaki göçer ve Osmanlı idaresine baş eğmeyen aşiretleri zorunlu yerleştirmeye (iskân) uğratması ile 1865 yılında o zamanki Cebel-i Bereket (Bereketli Dağ) Sancağı’na bağlı merkezi Yarpuz olmak üzere bir kaza olarak kurulmasını başlangıç alırsak 144 yıl; bugünkü yerinde (Yarpuz yoluna yakın ve biraz ilerisinde ovadaki Kınık Bucağı olarak) varlığını sürdürdüğü 1908 yılını temel alırsak 101; Osmaniye Belediyesinin Kuruluş yılı 1887’yi temel alırsak da 122 yıldır.
Ben bugünkü yerleşim yerindeki kuruluşunu bugünkü Osmaniye için kuruluş tarihi olarak alıyorum. Zira birazdan nasıl yıkıldığını anlatacağımız Osmaniye kentinin bugünkü yerleşimi 101 yıl önceki yerdir. Karatepe Açık Hava Müzelerinde sergilenen antik Hitit kentinin ve Kastabala Antik kentinin bilinen yaşı 5000 yıl; Abbasi ve Selçuklu geçmişimiz (786-1071) ise ortalama bin yıllıktır. Ne acıdır ki bu ülkenin tarih ve coğrafya bilmeyen bugünkü torunları ve onların seçtikleri ve atadıkları; değil 5000-1000 yıllık; 100 yıllık geçmişlerine bile sahip çıkamamakta ve onu koruyamamaktadırlar.



Birkaç gazeteci arkadaşıma benim eski İlçe Trafik Müdürlüğü binası olarak kullanılırken tanıdığım, aslında bugünkü Osmaniye Müzesi olan eski valilik ve ondan önce de kaymakamlık binasından önce, Osmaniye’nin en eski kaymakamlık binası olan, önünde çok yaşlı iki palmiye ağacının bulunduğu ve şimdi yerinde il özel idaresi işhanı bulunan son Cebel-i Bereket valisinin lojmanının resmini ve Enverül Hamit Camii yanındaki Kurtuluş Savaşı şehitliğinin eski halinin resmini aradığımı söyledim. Vardı ama arşivde kayboldu dediler. Bir ümit Osmaniye’nin tarihini belgeleyen tek isim konumunda olan Fotoğrafçı Hakkı Coral kaldı. Kentin yazılı tarihi ve kronolojisini tutan ve kitaplaştıranlara, eski gazete resimlerine, kartpostal koleksiyonlarınıza ve anılarını yazanlara her zamankinden fazla ihtiyacımız var. Müzeye koymak üzere o eski şehitliğin anıt değerindeki mezar taşları, soruyorum; şimdi nerede? Şehitliğine sahip çıkamayan kentten fazla ümitli değilim, ama yine de üstümüze düşen görevi yapmalıyız. Hiç değilse kenti yıkanları tarihe not düşürmek gerekir.



1974’den sonra Karaoğlanoğlu Parkı adını alan Şehir Parkının eski yüzölçümü kaç dönümdü? Kim veya ne zaman Ziraat Bankası’na bir bölümü, Atatürk İlköğretim Okuluna bir diğer büyük bölümü verildi? Nerede parkın ilk halinin resimleri? Kültür Müdürlüğünün ve belediyemizin arşivi ve çalışmaları nerede? Nerede sıra konakların, tek katlı bahçeli evlerinin ve dallarından yürürken güneşin görülmediği kimilerine göre çınar kimilerine göre Okaliptüs ağaçları ile kaplı, 16 Ocak 1925 tarihinde Gazi Mustafa Kemal’i İstasyonda karşılayanların yürüdüğü İstasyon Caddesinin eski fotoğrafları?



Enverül Hamit camiinin yapılış yılı 1890; İstasyon binasının yapım yılı yaklaşık 1908, yıkılıp yerine özel idare işhanı yapılan, tapusu bir Yahudi yurttaşa ait olan eski Cebel-i Bereket valisinin lojmanı olan bina ve 7 Ocak İlköğretim Okulu binası 1930 tarihinde yapılmış gözüküyor. Osmaniye’nin ilk imar planı 1973 yılında yapılmış.
Şehir Parkı yıkıla yıkıla bugüne geldi. Sırakonaklar yıkıldı. Kurtuluş Savaşı şehitliği yıkıldı, Merkez Ortaokulu yıkıldı. İlk yapılış amacı Cebel-i Bereket Valiliği Lojmanı olan Osmaniye’nin ilk kaymakamlık binası yıkıldı. Geçmişini yıkıyorlar, Osmaniye! Seni yakın geçmişine bağlayan ne kaldı?



Sende zaten Osmaniyeliler değil, Gavurdağlılar, Darendeliler, Maraşlılar ve Urfalılar vb oturuyor. Senin valilerin buralı değil. Müze binasını takas edip Ağız ve Diş Sağlığı merkezi yapılmasına sana sormadan karar veren sağlık müdürü (leri) hiçbir zaman Osmaniyeli olmadı. Kültür Müdürün Kadirlili. Kadirlililer ise il olmamızı hiç istemeyip, hiçbir zaman “Osmaniyeliyim” diyemediler.



Artık öğretmenler öğrencilerine şöyle sorsun: “Şehrimizin üç düşmanını say bakalım”. Cevabını da biz verelim: “Belediye başkanları, Valiler, müteahhitler!”. İsterseniz soyadlarını da yazabilirsiniz; arzunuz bilir.

ÇEVRE SORUNLARIMIZ

Halil ÇELİKKIRAN


Yaklaşık iki yılı bulan bir uğraş sonunda, biz çevre dostlarının haklılığı mahkeme kararı ile onaylanmış; Adana 2. İdare Mahkemesi, Kesmeburun bitişiğine ve Kastabala Antik Kenti üzerine yapılmak üzere büyük ortağı bir İspanyol holdingi olan Üniversal Çimento A.Ş. adına alınan çimento fabrikası ÇED uygundur raporunun “yürütmesini” durdurarak fabrikanın yapımını durdurmuştur.


Mahkemenin atadığı bilirkişiler:
Çimento fabrikasının yapılması halinde “Tarım alanlarına, bitki örtüsüne ve türlerine, yöredeki yeraltı ve yer üstü su kaynaklarına, dolayısıyla sulak alanlara ve sulak alan ekosistemi ile yağış ve su döngüsü üzerine olumsuz etki yapacağı;
IV. Sınıf sulu tarım arazi üzerine kurulacağı; arazinin geçirgen olması ve sulak alanların beslenim alanlarında yer alması nedeniyle su döngüsünü olumsuz yönde etkileyeceği; dolayısıyla zararın telafisinin güç olacağı; Çimento fabrikası kurulacak olan yerin tarım alanları, yerleşim yerleri ve tarihi “Kastabala Vadisi” içinde kalması nedeniyle tesis aşamasında ve işletme durumunda çevreye olumsuz zararlar vereceği; tüm bu yönleri dikkate alındığında seçilen yerin uygun olmadığı kanaatine” varmışlardır.


Mahkeme heyeti de;
“Bu durumda, bilirkişi raporları ile dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, Osmaniye İli, Kesmeburun Köyü, Akyatan mevkii civarında yapılması planlanan “Entegre Çimento Fabrikası proje için Çevresel etki değerlendirme Olumlu Kararı” verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığına;
Açıklanan nedenlerle; hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin; uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurabileceğinden 2577 Sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca teminat alınmaksızın yürütülmesinin durdurulmasına, 19.08.2009 tarihinde oybirliği ile karar” vermiştir.


Biz bir yandan bunlarla uğraşırken, Erzin’in altındaki “Burnaz” sahiline dört tane termik santral kurulması girişimi ortaya çıktı.


Düşünün! Yan yana dört santral! Her birinde saatte 600 ton (altı yüz ton) kömür yanacak. Bir saatte toplam olarak 2 bin 400 ton kömür eder. Osmaniye’nin rüzgârı da genellikle Burnaz yönünden eser. Kömürün yanması sonucu çıkacak toz halindeki radyoaktif küller, karbondioksit, karbon monoksit ile kükürt dioksit gazları üstümüze gelecek. Biz bu tozları ve gazları soluyacağız. Bu gazlar yağmur ve çiğ tanelerine değince sülfürik asit, nitrik asit olur. Asit yağmurları üstümüze yağacak. Yeraltı ve yerüstü sularımız kullanılamaz olacak. Astım vb. üst solunum yolları hastalıkları ve kanserler artacak. Ne için bütün bunlar? Bu santraları kuracak şirketlerin büyük ortakları da yabancı şirketler. Deniz kıyısına yapılmasının nedeni de; kömürün yabancı ülkelerden, deniz yoluyla gelecek olması. Bir de bu santralleri iş sahası diye sunmazlar mı? En çok da o zorumuza gidiyor. Üç beş yüz kişi iş bulacak diye binlerce insanın geleceği ile oynuyorlar. Bu ortamda sağlıklı yaşanır mı? Sağlıklı bir nesil yetişir mi?


Samandağ (Hatay) yöresinde rüzgâr santralleri kuruluyor. O yörenin rüzgârı düzenli olduğundan, rüzgâr santralı kurmak isteyen şirketler yer tahsisi istiyor. Hükümet onlara hazine arazilerini gösteriyor. Hazine arazilerinin bir bölümü yöre halkı tarafından yıllardır tarla, bahçe ve sera yeri olarak kullanılıyor. Tapuları yok. Şimdi bu insanlar kullandıkları arazilerin ellerinden gideceğini düşünerek rüzgâr santrallerine karşı çıkıyor. Araziyi kullananlar da en son sırada. En önde de onların oyuna göz dikmiş olan siyasetçiler var. Hâlbuki rüzgâr santralleri kurulduktan sonra, dibine kadar, yanındaki-yöresindeki arazi kullanılabilir. Hiçbir sorun olmaz.


Toprağımıza, havamıza, suyumuza sahip çıkalım. Bunlara sahip çıkmayanın bu topraklarda yaşamaya da hakkı yoktur. Hoş kalın, sağlıklı kalın.

22 Ekim 2009 Perşembe

UZAK HAFIZASININ BİR BÖLÜMÜ OLAN PARKINI YİTİREN BUNAK ŞEHİR:OSMANİYE

Osmaniyeliler, 02 Ekim 2009 Cuma Saat 16,30'da Osmaniye merkezinde, Devlet Karayolunun kenarında ve merkez postahanenin karşı köşesine sıkışmış Karaoğlanoğlu Parkındaki palmiyelerin söküldüğünü; 50-60 yıllık köklerini kent barbarlarına teslim etmek istemeyen çamların kesildiğini gördüler. İki çevre yolu rahatlattığı için 'olmayan kent trafiğini' rahatlatmak (?) görünür amacıyla, ama gizli amacı parkın karşı tarafındakı eski valilik yeni müze binasının kendisini ve bahçesini resmi tören alanı ve Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi olarak kullanmak ve Kültür ve Turizm Bakanlığından 500 bin lira ödeneği gelen ve eserlerin sergileneceği camekanların ve bölümlerin yapımının sürdüğü; Adana ve Tarsus müzelerinden ilimize ait pekçok arkeolojik eserin kendi evlerine yerleştirilmesi için sıra beklediği kent müzesini ise göz görmez, gönülden ırak bir binaya taşımak olan bu girişimi dünkü çarşamba toplantısında tartıştık ve aşağıdaki basın açıklamasını yapmayı kararlaştırdık.


Daha sonra belediye meclisinin olduğu sanılan bu meydan (dönel kavşak) düzenlemesinin kararını ve yapımının durdurulması amacıyla idare mahkemesine başvuracağız.


Osmaniyeli ve Osmaniye dostlarına duyururuz.



OSMANİYE KASTABALA ÇEVRE PLATFORMU BASIN AÇIKLAMASI (22 Ekim 2009)

KARAOĞLANOĞLU PARKINDA ve MÜZE BAHÇESİNDE NELER OLUYOR?



Osmaniye Belediyesi Karaoğlanoğlu Kavşağı Genişletme (Dönel Kavşak) Projesini, olası bir itiraz ve “yürütmeyi durdurma kararını” önlemek için mahkemelerin ve resmi dairelerin çalışma saatleri sonuna denk getirilen 02 Ekim 2009 Cuma günü akşamüzeri iş makinelerinin parka girmesi üzerine öğrendik. Kamuoyuna ve sivil toplum örgütlerine makul bir zaman dilimi öncesinden hiçbir nitelikli bilgilendirme yapılmadı.


Kavşak projesinin sözde ağaç sökümleri (kesimleri) dışında başka amaçları barındırdığı; Osmaniye Müzesi binasının (eski valilik binası)Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi ek binası için Sağlık Bakanlığına devredileceği ve dönel kavşak için Rahime Hatun Heykeli kaldırılarak müze bahçesinden çalınan alana ek Atatürk Heykeli önündeki alan düzenlemesinin müzede sergilenecek açık hava heykel ve eserlerine değil, resmi tören alanı olarak yılın sadece birkaç günü birkaç saat hizmet edeceği endişesini taşımaktayız.


Adını Kıbrıs Barış Harekâtı şehidi Albay Halil İbrahim Karaoğlanoğlu’ndan alan Şehir Parkı ve şimdi Osmaniye Arkeoloji ve Etnografya müzeleri bileşkesi olarak kullanılma hazırlanan eski valilik binası bahçesi Osmaniye merkezinde kalan tek yeşil alandır. Kavşak projesinin pek çok ilimizde görüldüğü gibi daha kullanışlı ve Karaoğlanoğlu Parkına ve Osmaniye Müzesi bahçesine zarar vermeden birbirini kesen yollardan birisinin yeraltından geçirilmesi ile başarılabilmesi için henüz zaman geçmiş değildir.


Osmaniye gerek arkeolojik gerekse etnografik zenginlikleri müzecilik anlayışıyla henüz toplanmamış ve bu yönüyle çok zengin bir il olması nedeniyle halen bulunduğu ve eski adalet sarayı, eski emniyet binası ve eski valilik binası ile bir talihsizlik eseri yıkılıp yerine şimdiki özel idare iş hanı yapılan Cebeli Bereket Vali lojmanı binasının bulunduğu resmi daireleri barındıran bahçe, hem eski Osmaniye’yi temsil eden, muhteşem kültürel mirasını gelecek kuşaklara sergilemekte hem de turizm potansiyeli açısından heykel benzeri eserlerin sergilenmesine yetmesi açısından uygun bir konumdadır.


Müzeler yerli ve yabancı turistlerce kentin kolay bulunabilen, kolay ulaşılabilen ve kentin vitrini olan yerlerde olmak ve bir kere yerleştirildikten sonra taşınması mümkün olmayan özellikli kültür kurumlarıdır. Geçmişi geleceğe bağlayarak genç kuşakların kim olduklarını unutmamalarını sağlarlar. Müze binaları hele Osmaniye gibi bir açık hava müzesi olan ve sürmekte olan büyük arkeolojik kazıların sonucunda çıkacak eserlerin bir kısmını sergilemek için çok geniş bahçelere gereksinim duyarlar. Müze bahçelerinde turistler için Türk el sanatlarının en nitelikli ve en güzel örneklerinin satıldığı Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı DÖSİM mağazaları, turistlerin dinleneceği çay bahçeleri ve tuvaletler için de yer olmalıdır.


Kısaca postane ve şahıs binaları yerine halkın malı olan yeşil alanlar ve binaların sorgusuz sualsiz el değiştirmesi, tahrip edilmesi veya amacı dışında kullanılması ancak hukuk devletinin olmadığı faşist yönetimlerde mümkündür. Osmaniye sahipsiz değildir. Yıkmak ve hazıra konmak kolay; yapmak zor, bir Süleyman bir de Sinan gerektirir.


Platformumuz, Belediyenin dönel kavşak projesinin nedenlerini ve kimlerin olduğunu bilmediğimiz büyük projenin birinci ayağı olduğunu merak etmektedir ve müze binasının resmi tören alanı ve Sağlık Bakanlığı diş merkezine devri halindeki amacı dışında kullanımına karşıdır.



Resmi Tören alanı için Sayın Çuhadar zamanında yapılan Cumhuriyet Meydanını, Ağız-Diş sağlığı merkezi için de Eski Kurtuluş Sağlık Ocağı arkasındaki Sağlık Meslek Lisesi binasını öneriyoruz.


İlla ki yıkmak isteyenlerden Karaoğlanoğlu Parkından daha önce alınan arazilere yapılan Ziraat Bankası, Köşk Gazinosu ve Atatürk İlköğretim Okulunun ve Müze bahçesindeki Cebeli Bereket Valisinin tarihi lojman binasını yıkılarak yapılan Özel İdare iş hanının yıkılmasını ve Karaoğlanoğlu Parkının eski sınırlarına kavuşturulmasını talep ediyoruz.


Not: Çimento Fabrikasına Karşı Osmaniye Kastabala Platformu olan adımız görülen lüzum üzerine Osmaniye Kastabala Çevre Platformu olarak değiştirilmiştir. Platformumuzun burada adını tekrarlamadığımız destekçi örgüt, sanatçı ve bilim insanlarının isimlerine
http://kastabala80.blogspot.com/2008/09/istanbul-ayaimizin-alimalari.html adresinden ulaşılabilir.

Platformumuzun bugün için bileşenleri:

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Osmaniye Şubesi,

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Osmaniye Şubesi,

Hacı Bektaş Veli Derneği,

Eğitim –İş Osmaniye Temsilciliği,Eğitim-Sen Osmaniye Temsilciliği Osmaniye Çiftçiler Derneği,

Anadolu Halk Bilimleri ve Kültürü Derneği,

Osmaniye Çevre Dostları (ÇEVDOST) Platformu ve

Doğu Akdeniz Çevrecileri (DAÇE) Platformu (DAÇE: Adana, Hatay, Mersin, Osmaniye’deki 23 çevre koruma dernek ve yurttaş girişiminin üyesi olduğu örgütler platformudur)

20 Ekim 2009 Salı

Gecikmiş Haberler-8: ÇED uygundur raporunun “yürütmesini” durdurma kararı basın açıklamamız



TÜRK HALKI ADINA


05.10.2009 pazartesi günü saat 16.00'da Osmaniye Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin lokalinde "Çimento Fabrikası davamızda mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararı"nın ve "Sayın Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a yollayacağımız teşekkür mektubu'nun toplu basın açıklamasını yaptık. Kısır, ayran, çay, salata ve lokma tatlısı ikramımızı basın üyeleri ve dava bilirkişi masraflarına destek veren arkadaşlarımızla birlikte yiyerek.



BASIN AÇIKLAMASI


Sevgili Osmaniyeliler, sevgili medya temsilcileri ve çevreye duyarlı dostlarımız,


Yaklaşık iki yılı bulan bir uğraş sonunda, biz çevre dostlarının haklılığı mahkeme kararı ile onaylanmış; Adana 2. İdare Mahkemesi, Kesmeburun bitişiğine ve Kastabala Antik Kenti üzerine yapılamak üzere büyük ortağı bir İspanyol holdingi olan Üniversal Çimento A.Ş. adına alınan çimento fabrikası ÇED uygundur raporunun “yürütmesini” durdurarak fabrikanın yapımını durdurmuştur.


Mahkemenin atadığı bilirkişiler:
Çimento fabrikasının yapılması halinde “Tarım alanlarına, bitki örtüsüne ve türlerine, yöredeki yeraltı ve yer üstü su kaynaklarına, dolayısıyla sulak alanlara ve sulak alan ekosistemi ile yağış ve su döngüsü üzerine olumsuz etki yapacağı;
IV. Sınıf sulu tarım arazi üzerine kurulacağı; arazinin geçirgen olması ve sulak alanların beslenim alanlarında yer alması nedeniyle su döngüsünü olumsuz yönde etkileyeceği; dolayısıyla geri dönüşümünün yani zararın telafisinin güç olacağı;
çimento fabrikası kurulacak olan yerin tarım alanları, yerleşim yerleri ve tarihi “Kastabala Vadisi” içinde kalması nedeniyle tesis aşamasında ve işletme durumunda çevreye olumsuz zararlar vereceği ve
tüm bu yönleri dikkate alındığında seçilen yerin uygun olmadığı kanaatine” varmışlardır.


Mahkeme heyeti de;
“Bu durumda, bilirkişi raporları ile dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, Osmaniye İli, Kesmeburun Köyü, Akyatan mevkii civarında yapılması planlanan “Entegre Çimento Fabrikası proje için Çevresel etki değerlendirme Olumlu Kararı” verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığına;

Açıklanan nedenlerle; hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin; uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurabileceğinden 2577 Sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca teminat alınmaksızın yürütülmesinin durdurulmasına, … 19.08.2009 tarihinde oybirliği ile karar” vermiştir


Adana “. İdare Mahkemesi heyeti ile bilirkişilere teşekkür ediyoruz.

Ayrıca bize inanan, güvenen, maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen çevre dostlarımıza da sonsuz teşekkür ediyoruz.

Şimdi de bu çimento fabrikası kurucuları ile işbirlikçileri, a) Köy merası, b) Birinci derece tarım arazileri ve, c) Zeytinliklere, d) Yerleşim yerine (Köyyeri Köyü) 350 metre uzak olmasına, Aşağı Bozkuyu'ya 950 metre ve köyün hakim rüzgarları üzerinde olmasına rağmen rağmen ÇED oluru (Çevresel Etki Değerlendirmesi yönünden uygun) almışlardır.

Burasının da Kesmeburun, Kazmaca, Bahçe, Yeniköy, Kırmıtlı, Cevdetiye’den ne farkı yoktur. Pek yakında aynı mücadeleyi Aşağı Bozkuyu ve Köyyeri için de verecek ve yaşamın ve toprağımızın düşmanı yabancı sermayeyi ve yerli işbirlikçileri Çukurova’dan püskürteceğiz.

Bu yabancılar topraklarımızdan ne istediğini; kirletici sanayi artıklarını neden yurdumuza yönlendirdiklerini biliyoruz. Neden Burnaz sahiline dört tane termik santral kurmak istendiğini, hepsinin büyük ortağının yabancılar olduğunu, İskenderun’dan Mersin’e dek toplam on üç termik santral planlanmasının nedenlerini bizden saklayamazlar.

Bu toprakları sahipsiz değildir. Kendi ülkelerine kendi devletlerinin izin vermediği için yapamayacakları pis ve kirletici fabrikalarına izin vermeyeceğiz.

Teknolojiye, sanayiye, kalkınmaya, iş sahasına karşı değiliz. Zira birkaç kişiye iş bulalım derken, yüzlerce çiftçi ve onlardan ekmek yiyen esnaf ve içtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı, yılda iki-üç kez ürün veren bu bereketli toprakları bir daha geri gelmemek üzere kaybedeceğiz. Sadece kirli teknolojiyi, kirletici fabrikaları istemiyoruz.




Osmaniye Kastabala Çevre Platformu Bileşenleri

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Osmaniye Şubesi, Hacı Bektaş Veli Derneği, Eğitim –İş Osmaniye Temsilciliği, Eğitim-Sen Osmaniye Temsilciliği, Osmaniye Çiftçiler Derneği, Anadolu Halk Bilimleri ve Kültürü Derneği, Osmaniye Çevre Dostları (ÇEVDOST) Platformu veDoğu Akdeniz Çevrecileri (DAÇE) Platformu ( Doğu Akdeniz’deki 23 çevre koruma derneğinin platformudur)


Ve Destekçileri Örgütleri


Mimarlar Odası Adana şubesi, Peyzaj Mimarları Odası, Çekül Vakfı, Arkeologlar Derneği, Doğayı Koruma Derneği, Tema Vakfı, Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği (ÇASOD), Sinema Sevenler Derneği (SSD), Sinema Oyuncuları Derneği (SODER), Nazım Hikmet Kültür Sanat Vakfı, Film Yönetmenleri Derneği (FİLM - YÖN), Çukurova Doğa Derneği, Türkiye Biyologlar Derneği, İstanbul Osmaniyeliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği


Ve Destekçi sanatçı ve bilim insanları ve Yurttaşlar


Yaşar Kemal olmak üzere Arif Keskiner, Demirtaş Ceyhun, Rutkay Aziz, Tarık Akan, Zeki Ökten, Nur Sürer, Bülent Kayabaş, Menderes Samancılar, Çetin Öner, Taner Barlas, Ülkü Ayvaz, Sunar Kural, Aydın Boysan, Alaattin Aksoy gibi sanatçıların yanı sıra Prof. Dr Türkan Saylan, Dr. Muazzez İlmiye Çığ, Prof. Dr. Coşkun Özdemir, Prof. Dr. Aydın Aytuna, Prof. Dr. Güven Arsebük ve Prof. Dr. Türkel Minibaş ve 2340’ı internet üzerinden 500’ü ıslak imza dilekçesi veren toplam 2840 yurttaş.